Süleymaniye’de Dervişler ve Tarihi Tekkeler

Süleymaniye semtindeki şehitler, dervişler ve tarihi tekkeler İstanbul’un fetih sonrası tasavvufi dokusunu nasıl şekillendirdi?

TASAVVUFİ HAYAT - 04-10-2025 19:08

953/1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’ne göre fethi izleyen yaklaşık yüz senede Suriçi’nde (Fatih’te) 75 civarında tekkenin varlığından bahsedilir. Bu tekkelerin Süleymaniye bölgesinde sayıca nispeten az olduğu söylenebilir.

SÜLEYMANİYE’NİN DERVİŞLERİ VE OSMANLI TEKKELERİ
Aşağıda tekke-cami olarak bahsedilecek Kalenderhane Camii’nin de içinde bulunduğu mahalledeki mülkler dolayısıyla birkaç yerde adı geçmesine rağmen tekke olarak kaydı bu defterde yoktur. Eski İmaret ve Zeyrek Kilise camileri gibi bu cami de selatin vakfı sayıldığından defterde yer almamıştır. 1926’da tekkeler sırlandığında ise İstanbul’da yaklaşık 300 tekkenin mevcudiyetinden bahsedilir. Buna rağmen Süleymaniye ve civarında İstanbul’un Müslüman nüfusunun çokça olduğu diğer muhitlere göre tekke sayısının azlığı dikkat çekicidir.

Kalenderhane Camii - Kalenderiler
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden sonra bugün Beyazıt Camii ile Süleymaniye Camii arazilerini de içine alan, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ile üniversitenin bazı bölümlerinin üzerinde bulunduğu alana Saray-ı Atik-i Amire ya da Eski Saray diye bilinen ilk sarayını yaptırmıştır. Fatih, bu Eski Saray yakınında mevcut bir kilise-manastırı da bir tarikate vakfetmiştir. İstanbul tekkelerinin kuruluşu bakımından tesadüf edilen bu usulle, yani cami-tekkeye dönüştürülen bazı Bizans manastır ve kiliseler vasıtasıyla, fethedilen şehirde dinî-tasavvufi hayat için gerekli binalar tez elden temin edilmiştir. Daha mühimi Müslüman Türk devletlerinin yaygın bir şekilde müracaat ettiği “şenlendirme” politikası kapsamında bu yapılar ve etrafında meskun halkın İslami bir kimliğe kavuşturulması amaçlanmıştır. Fatih’in vakfettiği bahis mevzu yapı bir Bizans dönemi kilisesidir (muhtemelen Kyriotissa Manastır Kilisesi). Osmanlı Devleti’nin kuruluş sürecinde Anadolu’daki Kalenderi şeyh ve dervişleri Osmanlı topraklarına giderek Osman Gazi, Orhan Gazi ve I. Murad’ın fetih hareketlerine katılmışlar, beyler de buna karşılık onların zaviye açmalarına izin vermişlerdir. Nitekim İstanbul’un fethi sonrası hizmetlerine mukabil kilisenin yeri Fatih tarafından Kalenderilere verilmiştir. Bu Bizans manastırını Kalenderhane Camii’ne çeviren İbrahim Ağa Fatih’in sekbanbaşılarındandır. 857’de şehit düşmüştür. Buranın biraz ilerisinde Şehzadebaşı’nda fetih günü orada şehid olmuş yine nimelceyşten 18 Sekban’a ait bir hazire de mevcuttur. Kalenderiler de işte bu nimelceyştendirler. Manastırın keşiş odaları XV. yüzyılda zaviye olarak hizmet vermiş, harim kısmı ise tevhidhane-semahane olarak kullanılmıştır.

Şeyh Vefa Tekkesi - Şeyh Vefa
Eski Saray’ın batısında, muhtemelen Saray’ın Bozdoğan Kemeri’nin vardığı yerdeki kapısından kuzeyde vezir konakları için tercih edilen bir alanda Şeyh Vefa için bir imaret yaptırılmıştır. Şeyh Vefa Camii’nin de Bizans dönemine ait bir kiliseden çevrilme olduğu yolunda Batılı araştırmacıların iddiaları bulunmakla birlikte ilk caminin Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırıldığı anlaşılmakta, Fatih’in vakfiyesinde de cami Vefazade Camii olarak zikredilmiştir. Şeyh Vefa Tekkesi, Zeyni tarikatının önde gelen şeyhlerinden “Şeyh Vefa” lakaplı Muslihiddin Mustafa Efendi (v. 1490) adına 1476-77’de tesis edilmiş, II. Bayezid tarafından tamamlanmış külliye içindeymiş. Şeyh Vefa hayatını inzivada geçirmiş, etrafına pek kimse toplamamış bir şahsiyet olarak Fatih’le dahi görüşmemiştir. Ancak Molla Hızır Bey Çelebi ve oğlu Sinan Paşa’nın sık sık yanına gittiği kaynaklarda anlatılmıştır. İstanbul’da Zeyni tarikatının asitanesi olan bu tekke, XVIII. yüzyıl ortasından sonra İstanbul tekkelerine dair kaynaklarda yer almamıştır. Bulunduğu semte adını veren külliyenin camitevhidhane binası 1757-58’de tamir edilmiş, 1894 depreminde harap olmuş, 1912’de yıkılmaya yüz tuttuğu gerekçesiyle yeniden inşa edilmek üzere yıktırılmış, ancak I. Dünya Savaşı’nın araya girmesiyle bu niyet gerçekleştirilememiştir. Medrese ve derviş hücrelerinin bir yangından sonra I. Abdülhamid tarafından 1785-86’da tamir ettirildiği bilinmektedir. Asli yapısına riayet ederek ihya edilen cami-tevhidhane 1990’larda ibadete açılmıştır. Şeyh Vefa’nın türbesi de halen ziyarete açıktır. Tekke birimleri dahil olmak üzere, külliyenin diğer yapılarından ise geriye sadece bazı duvar izleri kalmıştır. İstanbul’da en fazla örnekle temsil edilen bir diğer tekke binası türü “ev-tekke” olarak adlandırılanlardır. Bu tür tekkelerde ibadetlere mahsus mekanlarla gündelik hayatın geçtiği bölümlerin tamamı veya bir kısmı aynı bina topluluğu içindedirler. Vezneciler-Süleymaniye’deki Helvai, Keşfî Osman Efendi ve Deruni Mehmed Efendi tekkeleri bu türden mütevazi ahşap meskenlerdir.

Helvai Tekkesi - Helvai Yakub Efendi
Süleymaniye’de Bozdoğan Kemeri yanındaki Helvai Tekkesi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde kurulmuş, XVII. yüzyılın sonuna kadar Bayrami-Melami tarikatına sonra sırasıyla Celveti, Cerrahi, Rifai, Nakşi ve Bayrami tarikatlarına geçmiştir. Tekkenin kurucusu ve ilk postnişini Helvai Yakub Efendi’dir (v. 1588). Şeyh Yakub Efendi, Bayrami-Melami kutbu Pir Ali-yi Aksarayi’nin (v. 1539) damadı ve halifesidir. Hüseyin Vassaf tekkenin son şeyhi Muhammed Tahir Efendi’den naklettiğine göre bu tekkeyi ziyarete geldiğinde Şeyh Yakub Efendi’den burhan isteyen Kanuni’ye Şeyh Efendi helva hazırlatmış. Kalbinden “Helva olsa da yeseydik.” diye geçiren Sultan’ın dileğinin bu şekilde karşılık bulması sonrası Şeyh Efendi’nin ismi Helvai Yakub Efendi olarak anılmış. Bayrami-Melamilerince kurulan tekke aradaki asırlarda farklı tarikatlarca idare olunsa da tekkeler seddolunduğu esnada Bayramiyye’nin Himmetiyye kolunun erkanı tatbik edilmekteymiş. 2004 yılı Kasım ayında yanan tekkenin türbe kısmı derme çatma bir yapıda günümüze ulaşabilmiş, 2019’da başlayan ihya faaliyeti 2024 Kasım ayında tamamlanmıştır.

Keşfî Osman Efendi Tekkesi - Niksarlı Osman Keşfi Efendi
Celveti Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri’nin vefatından sonra asitanede posta oturan Cennet Efendi’nin halifelerinden Niksarlı Osman Keşfi Efendi (v. 1715) tarafından Vezneciler’de Kalenderhane Mahallesi’nde XVII. yüzyılın son çeyreğinde faaliyete geçirilen tekke daha çok banisinin adıyla (Keşfî Osman Efendi Tekkesi) bilinir. Tekke “Kemter Baba, Kutbü’l-Arifin Şeyh Osman Keşfi-i Celveti” olarak da kayıtlara geçmiştir. 1781’de Keşfî Osman Efendi’nin yaptırdığı bina yanmış, tekke sonra bilinmeyen bir tarihte yeniden yapılmış fakat yine yanmıştır. Son Şeyh Mehmet Müştak Efendi 1901’de Kadiri hilafeti aldıktan sonra tekkeyi tekrar inşa ettirmiştir. Böylece 1781-1834 arasında yeniden inşa ettirilen ve Halveti-Cerrahi olan tekke 1902-03’teki son ihyasını müteakip Kadiriliğin Üveysi ve Eşrefi kollarına bağlanmıştır. Hallacı Mansur Sokağı’nda, İ.Ü. Zooloji Enstitüsü’nün karşısında yer alan tekkenin halen bir dil merkezi olarak kullanılan binası da bu son yapılan binadır. Eldeki vesikalara göre 1956’dan sonra 1974’te vefatına kadar Vakıflar İdaresi memurlarından Fazıl Ayanoğlu da burada oturmuştur.

Deruni Mehmed Efendi Tekkesi - Deruni Mehmed Efendi
Tekkenin eski vaziyet planına göre tam karşısında bulunan Deruni Mehmed Efendi Tekkesi ve türbesi İstanbul Üniversitesi’nin istimlakleri sırasında yıkılmış, Deruni Mehmed Efendi’nin türbesi arka sokağa taşınmıştır. Vezneciler’de, Kalenderhane Mahallesi’nde, Deruni Mehmet Efendi ve Hallacı Mansur sokaklarının kavşağında yer alan Deruni Mehmed Efendi Tekkesi XVIII. yüzyılın son çeyreğinde faaliyete geçmiştir. Nakşibendi şeyhlerinden Deruni Mehmed Efendi’nin (v. 1820) kurmuş olduğu tekke kapatılmasını müteakip harap düşmüş, daha sonra yıktırılarak yerine İ.Ü. Zooloji Enstitüsü inşa edilmiştir. Tekkeden geriye kalan tek iz ne yazık ki baninin yeri değiştirilmiş ve kâgir olarak yeniden inşa edilmiş olan türbesi ve üzerindeki kitabesidir.

Seyyid Üryan bin Seyyid Mehmed Zaviyesi
Şehzadebaşı’ndaki 1491’den önce tesis edildiği anlaşılan Seyyid Üryan bin Seyyid Mehmed Zaviyesi’ni saymazsak Süleymaniye semtinde yukarıda anılanlardan başka bir tekkeye tesadüf edilmez. Bu zaviyeye adını veren kimse hakkında da bir bilgi bulunamamıştır. Fakat “Üryan” ismi yarı çıplak gezen Kalenderi dervişlerini, “Seyyid” de Hazreti Muhammed aleyhisselam soyuna mensubiyetini hatırlatır. Fetihten sonra İstanbul’un ilk yerleşim yerleri arasındaki bu bölgeyi kuzeyindeki Süleymaniye Camii kadar doğu-batı ve güneyindeki bu tekkelerle onların etrafındaki mezarları bugüne ulaşabilmiş Osman Baba, Muhiddin Çelebi, Yedi Emirler, Zeyni Mehmed Efendi, Bukağılı Dede gibi nimelceyşler, kutlu askerler Müslüman semti haline getirmiştir ve bu haliyle de muhafazaya devam etmektedirler.

Kaynakça: Süheyl Ünver, İstanbul’un Mutlu Askerleri ve Şehit Olanlar, (Ankara: TTK Yayınları, 1976); “Derûnî Mehmed Efendi Sokağı”, İSTA, 8: 4515-4516; Esin Demirel, “Vakıflar İdaresinin Günümüze Ulaştırdığı Bir Ahşap Yapı Keşfi Osman Efendi Tekkesi”, Vakıflar Dergisi, 21 (1990): 115-128; M. Baha Tanman, “Kalenderhâne”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA), 24: 249; Semavi Eyice, “Kalenderhâne Camii”, DİA, 24: 251; M. Baha Tanman, “Derunî Mehmed Efendi Tekkesi”, DBİSTA, 3: 3; Baha Tanman, “Eminönü’ndeki Tarikat Yapıları”, İstanbul’un Kitabı Fatih-II, (İstanbul: Fatih Belediye Başkanlığı, 2012): 348-363; Aziz Doğanay, “Şeyh Vefa Külliyesi”, DİA, 39: 72-74; Revnakoğlu’nun İstanbul’u-IV, haz. Mustafa Koç, (İstanbul: Fatih Belediyesi Kültür Yayınları, 2021), 1609-1620.

Günün Diğer Haberleri